Saat akşam yedi buçuk. Mutfakta bir şeyler pişiyor, telefon çalıyor — annen. Arka planda çaydanlığın o tanıdık tıngırtısını duyuyorsun ve bir anda kendini bambaşka bir mutfakta buluyorsun. “Ne zaman geliyorsun?” diye soruyor yine. “Yakında” diyorsun yine. Kelime her seferinde biraz daha tatsızlaşıyor ağzında.
Telefonu kapattığında oturma odan sessiz. Dışarıda başka bir dilin sesleri var, başka bir hava, başka bir zaman dilimi. İçinde bir şey sıkışıyor ama adını koyamıyorsun. Belki de koymana gerek yok — bu his, gurbette yaşayan pek çok insanın çok iyi bildiği, ama nedense hep sessizce taşıdığı bir yorgunluk.
Gurbetin görünmeyen yükü
Dışarıdan bakıldığında hayatın “yolunda” görünebilir: düzenli bir iş, oturulacak bir ev, belki kurulmuş bir aile. Ama bu görüntünün altında kimsenin fark etmediği bir birikim var. Yeni bir dilde kendini tam ifade edememenin sıkışmışlığı. Bir düğüne, bir doğum gününe, bir hastane odasına uzaktan tanık olmanın verdiği suçluluk. Bunların hepsi zamanla üst üste biner ve genelde tek bir cümleyle geçiştirilir: “Bir şey yok, alışırım.”
Alışmıyorsun aslında. Sadece susmayı öğreniyorsun.
Bir yakının vefatı, bir iş kaybı, uzun ve karanlık bir kış — bu yük böyle dönemlerde ağırlaşıyor. Türkiye'de belki bir telefon açıp “bugün eve uğrasana” diyebileceğin biri vardı. Gurbette bu doğallık kayboluyor; yerine saat farkı hesaplanan, önceden planlanan görüşmeler geliyor.
Ve bir çelişki var ki hiç çözülmesi gerekmiyor: burada kurduğun hayata minnettar olabilir, aynı anda her gün bir şeyi özleyebilirsin. İkisi de doğru. Bunları birbirine indirgemek zorunda değilsin.
Bazen bu yorgunluk en sıradan anda ortaya çıkıyor: markette bir ürünü ararken, resmi bir formu doldururken, ya da sadece işten eve dönerken. Küçük bir şey — yanlış kelime, tanıdık olmayan bir prosedür — ve içindeki o eski, tanıdık ağırlık geri geliyor.
Zaman farkı da kendi başına küçük bir yorgunluk kaynağı. Sen tam işten çıkarken orada gece yarısı oluyor; sen uyumaya hazırlanırken orada gün yeni başlıyor. Bu senkron kayması, günlük hayatı sessizce zorlaştırıyor.
Ana dilde konuşabilmenin gücü
Duygularını en derinden ifade ettiğin dil büyük ihtimalle ana dilin. İkinci bir dilde ne kadar akıcı olursan ol, zor bir dönemi anlatırken tam kelimeyi bulamadığın anlar oluyor. Bir uzmanla Türkçe konuşmak sadece pratik bir kolaylık değil — kendi hikayeni kendi kelimelerinle, hiçbir şeyi çevirmeden anlatabilme özgürlüğü.
Kayınvalidenle yaşadığın gerilimi, gurbetçi olmanın ailende yarattığı beklentiyi, ya da burada bir bayramı nasıl anlamlı kılacağını anlatmak için önce bağlamı uzun uzun açıklamak zorunda kalmıyorsun. Bir deyimi çevirmeden söyleyebilmek, küçük görünse de terapi ilişkisinde büyük bir rahatlık yaratıyor.
Bazen fark ettiğin şey çok küçük oluyor: bir kelimeyi anlatmak için beş dakika harcamak zorunda kalmamak. Ama bu küçüklük, aslında bütün seansın havasını değiştiriyor. Karşındaki kişi de senin ne demek istediğini tahmin etmek zorunda kalmıyor; bu, güvenin en hızlı kurulduğu anlardan biri.
Ne oradan ne buradan hissetmek
“Türkiye'ye gittiğimde orada da yabancı gibi hissediyorum, burada da.” Gurbette yaşayanların sık paylaştığı bir cümle bu. İkili bir aidiyetsizlik hissi, kim olduğuna dair soruları yeniden açabiliyor.
Bu bir kayıp olmak zorunda değil. Zamanla “ya orada ya burada” ikileminden çıkıp “hem orada hem burada” diyebilecek bir denge kurmak mümkün. Ama bu dengeye kendiliğinden ulaşmak herkes için kolay değil — ve bu, senin bir şeyi yanlış yaptığın anlamına gelmiyor.
Bazı günler bu ikiliğe hiç takılmıyorsun; hayat akıp gidiyor. Bazı günlerse bir haber, bir koku, bir şarkı seni anında geri çekiyor ve o gün her şey biraz daha ağır geliyor. İkisi de aynı hayatın parçası. Bu iki hissi aynı anda taşıyabilmek, aslında bir tür güç.
Online terapinin sunduğu kolaylık
Online terapi tam da bu tabloya uygun, sade bir çözüm sunuyor. Bulunduğun ülkede Türkçe konuşan, kültürel arka planını anlayan bir uzman bulmak genelde zor, bazen imkansız. Yeni taşındığın şehirde bir aile hekimi bulmak bile aylar alabiliyor; bir psikoloğu düşünmek daha da uzak bir ihtimal gibi görünüyor çoğu zaman.
Görüşmeyi evinin, arabanın ya da güvende hissettiğin herhangi bir yerin rahatlığında, kendi zaman dilimine uygun bir saatte yapabiliyorsun.
- Seyahat süresi, otopark arayışı ya da izin alma derdi yok.
- Bulunduğun şehirde Türkçe konuşan bir uzman olmasa bile görüşebiliyorsun.
- Bir şehirden başka bir şehre taşınsan da aynı uzmanla devam edebiliyorsun — güven ilişkisi kesintiye uğramıyor.
- Farklı ülkelerdeki aile üyeleriyle ortak bir zaman bulmak bazen terapiste ulaşmaktan daha zor; online terapi bu esnekliği veriyor.
Bu kolaylıklar terapiyi hayata dahil etmeyi kolaylaştırıyor. Ama asıl mesele, kendini hazır hissettiğinde adımı atmak. Belki de en başta seni durduran şey randevu bulmak değil, ilk adımı atma fikri; bir yabancıya, üstelik ekran üzerinden, neyi anlatacağını bilmemek insanı geri çekebiliyor. Ama bu adım, sandığından daha küçük olabilir. Bazıları için bu hazırlık bir kriz anında geliyor, bazıları içinse sadece “artık bunu konuşmak istiyorum” demenin sessiz kararı.
İlk adımı atmak
Destek almak zayıflık değil. Kendine gösterdiğin bir özen.
Gurbette hissettiğin yorgunluğu, özlemi, kimlik arayışını ya da sadece “bir şeyler eskisi gibi değil” hissini bir uzmanla konuşmak, taşıdığın yükü hafifletmenin ilk adımı olabilir. Bazı günler bu adıma hazır hissedersin, bazı günler hiç hazır değilsin — ikisi de normal. Belki ilk seansta anlatacağın tek şey “bilmiyorum, sadece biriyle konuşmak istedim” olacak. Bu da yeterli bir başlangıç.
Terapi bir sihirli değnek değil; gurbetin getirdiği her şeyi ortadan kaldırmıyor. Ama taşıdığın şeyi biraz daha hafif taşımana yardımcı olabilir. Bazen sadece bunu bilmek bile yeterli bir başlangıç.
Belki bir sonraki telefon görüşmesinde, annene “yakında” demek yine zor olacak. Ama o hafta içinde hiçbir şeyi çevirmeden, kimseye bağlam açıklamadan konuştuğun bir görüşme olduysa, kelime belki biraz daha hafif çıkar ağzından. TerapiConnect'te, dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan Türklerle çalışmaya alışkın, Türkçe konuşan uzman psikolog ve koçlarla güvenli bir online ortamda görüşebilirsin.
Kendini ya da bir yakınını acil bir kriz içinde hissediyorsan, lütfen vakit kaybetmeden bulunduğun ülkenin acil yardım hattını ara (Avrupa Birliği ülkelerinde 112).